Süt üretim istatistikleri ne kadar doğru?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre sektör 12 yıldır başarıdan başarıya koşuyor. Resmi rakamlara göre 2002 yılında 8,41 milyon ton olan süt üretimi 2014 yılında 18,50 milyon tona çıktı. 12 yıl içerisinde 2,2 kat artan süt üretimi deyim yerindeyse rekor kırdı.

Prof. Dr. Numan Akman (Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi)

Herhangi bir alanda durumu öğrenmek ve değişimleri izlemek için başvurulan temel kaynaklardan birisi o alan ile ilgili istatistiklerdir. Örneğin herhangi bir yılda enflasyon oranı, belirli bir zaman diliminde ithal edilen gebe düve sayısı, kişi başına et ve süt üretiminin son beş yıldaki değişimi gibi bilgiler bu niteliktedir. Bu bilgilerin toplanması, güvenilirliği ve sürekliliği ulusal ve uluslararası bazı kurumlarca sağlanır. Bu kurumlar içerisinde ilk sırayı çeşitli alanlarda istatistik oluşturmaya esas olan verileri toplayıp, bunları değerlendirerek yayınlamakla yükümlü olanlar alır. Hemen her ülkenin kamu kurumları arasında yer alan bu birimin Türkiye’deki adı “Türkiye İstatistik Kurumu”dur (TÜİK). Türkiye’de çeşitli alanlarda bilgi toplayıp değerlendiren başka kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri de bulunmaktadır.

TÜİK tarafından yayınlanan temel istatistikler arasında tarımla ilgili olanlar önemli bir yer tutmaktadır. Örneğin TÜİK veri tabanında “Tarım İstatistikleri” ana başlığı altında; Bitkisel Üretim İstatistikleri, Hayvancılık İstatistikleri ve Su Ürünleri İstatistikleri dahil toplam 7 alt bölüm vardır. Bu bölümlerin altında da pek çok alt başlık yer almaktadır.

Türkiye’de hayvansal üretimle ilgili istatistiklerin üretilmesinde kullanılan bilgiler farklı kaynaklardan sağlanmaktadır. Örneğin hayvan sayıları ağırlıklı olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı birimlerince elde edilen bilgilere dayandırılırken, bazı ürünlerin üretim bilgilerinin toplanmasında TÜİK’in ilgili birimleri doğrudan görev alabilmektedirler.

İstatistiklerin toplanması sürecinde azami özen gösterilse de, zaman zaman hatalı ya da yanlı değerlendirmelerden söz edilebilmektedir. Tarımla ilgili istatistiklerde bu durum daha yaygındır. Hele konu hayvan sayıları ve hayvansal ürünlerin üretimi olunca durum daha da vahim bir hal almaktadır. Gerçi Türkiye’de hayvansal üretim istatistiklerinin güvenilirliği ile ilgili kuşkular yeni değildir. Neredeyse Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana hayvancılık istatistiklerinin doğruluğu konusunda ciddi şüpheler vardır. Öyle ki ilk defa ve son olarak 1984 yılında yapılmış olan “Genel Hayvan Sayımı” bile yapıldığı zamana kadar süren tartışmaları sonuçlandıramamış, aksine buradan elde edilen sonuçlar da tartışma konusu olmuştur. Bu durum iletişim, bilgi toplama ve bilgi değerlendirme imkanlarının oldukça arttığı günümüzde de devam etmektedir. Üstelik son yıllarda şikayetin konusu ve yönü değişmiş, mevcut sorunlara “durumu daha olumlu gösterebilmek için gerçekçi olmayan değişikliklerin bilinçli olarak yapıldığı şüphe ve kaygısı” da eklenmiştir. Bu çalışmada söz konusu kuşku ve kaygıların, en azından hayvan sayısı ve süt üretimi için geçerli olup olmadığı, 1991-2014 yılları arasındaki veriler esas alınarak irdelenmeye çalışılacaktır.

Aslında birçok alanda tahminler gerektiren böyle bir değerlendirmeyi güvenilir kılmak için; resmi bilgiye dönüşmüş mevcut veriler, biyolojik gerçekler ve her aşaması birbiriyle tutarlı bir sistem içerisinde incelenmeye çalışılacaktır. Yalnız biyolojik gerçeklere uygunluğun teorik altyapısı üzerinde hiç durulmayacak, fakat yer yer böyle bir değerlendirmenin nasıl yapıldığına ilişkin kısa bilgiler verilecektir. Ağırlıklı olarak 1991-2014 yılları arasındaki 24 yılın manda, sığır, keçi ve koyun sayılarındaki değişmeler ile özellikle sığırdan sağlanan süt üretimi tartışılacaktır. Gerek duyulduğunda koyun, keçi ve mandadan elde edilen süt üretimlerine de değinilecektir.

SÜT ÜRETİMİ

Hayvansal ürünler içerisinde süt önemli bir yere sahiptir. Dünya’da süt, başta sığır olmak üzere manda, keçi, koyun ve deve gibi evcil memelilerden üretilir. Süt üretimine katkı sağlayan türler ile bunlar içerisinde öne çıkan ırk ya da genotipler bakımından ülkeler ve bölgeler arasında farklıklar vardır. Örneğin, Avrupa ve Amerika kıtalarında sütün neredeyse tamamı sığırdan elde edilirken, Afrika ve Asya kıtalarında 2013 yılı için sığırın payı sırasıyla %74.3 ve %65.6 kadardır. Buna karşılık birçok ülke ve bölgede süt üretimine katkısı %1’in bile altında olan manda Afrika kıtası süt üretiminin %15.7’sini, Asya kıtası süt üretiminin de %28.6’sını gerçekleştirmektedir(1). Mevcut değerler doğru kabul edilirse, 2014 yılı Türkiye süt üretiminde sığırın payı %91.2, koyun ve keçinin payları da sırasıyla %6.0 ve %2.5 kadardır.

Türkiye süt üretimi için TÜİK tarafından açıklanan üretim değerleri Çizelge 1’de sunulmuştur. Çizelge 1’de yer alan toplam süt üretimi incelendiğinde; 1991-2001 yılları arasında yaklaşık 9.5-10.5 milyon ton civarında seyreden üretimin 2002 yılında 8.4 milyon tona düşürüldüğü, 2003 yılında ise 10.6 milyon tona çıkarıldığı görülmektedir. Bundan sonraki yıllarda da artışını sürdüren süt üretimi 2010 yılında 13.5 milyon ton, 2012 yılında 17.4 milyon ton, 2014 yılında da 18.5 milyon ton olarak açıklanmıştır. Kısaca 2014 yılı süt üretimi 2002 yılı üretiminin 2.2, 2009 yılı üretiminin yaklaşık 1.5 katına çıkarılmıştır. Bu artışta sığırın payı yıllara göre %77-%93 arasında değişmiştir.

Çizelge 1’de sığır başlığı altındaki “Toplam” üretim; kültür ırkı, kültür ırkı melezi ve yerli genotip gruplarından sağlanan süt üretimlerinin toplamıdır. Yıllar geçtikçe sığır sütü üretiminde kültür ırkı genotipinin payı artmış, yerli ve kültür ırkı melezi genotiplerinin payları azalmıştır. Örneğin 1991 yılı süt üretiminde yerli genotip grubunun %29.2 olan payı 2014 yılında %5.8’e gerilemiş, kültür ırkı genotipinin payı da %22.2’den %55.3’e yükselmiştir.

Çizelge 1. Türkiye’nin çeşitli kaynaklardan süt üretimi(2 ) (1000 ton) 

Birbirini izleyen yılların süt üretimlerimin değişim hızının verildiği Çizelge 2’den anlaşılacağı üzere sığır sütü üretimi de dahil, üretim değerlerinin düzenli bir seyri yoktur. Sığırda her genotip grubu ayrı ayrı ele alındığında toplam sığır sütü üretiminin seyrinde daha da ilginç bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Örneğin kültür ırkı, melez ve yerli genotip gruplarından sağlanan süt üretimi 2002 yılından 2003 yılına sırasıyla %30.31, %18.11 ve %49.77 artırılmıştır. Buna karşılık 2013 yılından 2014 yılına nerdeyse hiç artış olmamıştır. Şayet önceki yıllarda çok sayıda dişi sığır ithalatı yoksa, 2002 yılından 2003 yılına olan değişim açıklanamaz. Nitekim sözü edilen yıllarda ithalat da yapılmamıştır. Kaldı ki, yerli ve melez gruplardan sağlanan süt üretiminin artışı ithalata da bağlanamaz.

Çizelge 2. Türkiye süt üretimine katkıda bulunan gruplardan sağlanan süt üretiminin birbirini izleyen yıllarda değişim hızı (%) 

Özetle hangi yıllarda yapılan değişikliklerin gerçekten hatalı ve/veya bilinçli olarak yapıldığı tam olarak bilinemese de, Türkiye’de süt üretimine ilişkin rakamların güvenilmez olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda çok hızlı değişimlerin olduğu yıllar, değişime ilişkin bir açıklama da yoksa, tespit edilmiş ya da bir süzgeçten geçirilmiş veriler yerine uydurulmuş verilerin kullanıldığı yıllar olarak işaretlenebilir. Bu kapsamda ele alınabilecek yıllardan bazıları; sığırda 2003, 2011 ve 2012, keçide 2003 ile 2010-2014, koyunda da 2003 yılı ile 2010-2013 arasındaki yıllardır.

Son dönemde artan sadece inek sütü üretimi değildir. Koyun ve keçi sütü üretiminde de önemli artışlar yapılmıştır. Örneğin, 2009 yılı koyun ve kıl keçi sütü üretimi sırasıyla 734 219 ton ve 190 286 ton iken 2014 yılı üretimleri 1 113 130 ve 460 642 tona yükseltilmiştir. Bu seviyede bir değişiklik 2009 yılından 2014 yılına koyun sütü üretiminin yaklaşık 1.52, kıl keçisi sütü üretiminin de 2.42 kat artırıldığı anlamına gelir. Daha ilginç olan ise bu artışta, sığır genotip gruplarında da olduğu gibi, sağılan hayvan başına süt veriminin hemen hemen hiçbir payının olmamasıdır. Artışlar bir yandan sağılanların oranı öte yandan da toplam hayvan sayısı yükseltilerek sağlanmıştır. Gerçekten de bu dönemde koyunda sağılanların oranı %43’ten %47’ye, keçide ise %36’dan %43’e çıkarılırken, koyun ve keçi sayıları da sırasıyla 1.43 ve 2.04 kat artırılmıştır. Bu değişiklikler de, toplam koyun ve keçi sütü üretiminde yukarıda belirtilen artışı sağlamıştır. Hem sığır hem de koyun ve keçide, hayvan sayısındaki artış da dahil, bu değişimler olağan sayılamaz. Bu durum ileriki bölümlerde ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

SÜT ÜRETİMİNİN UNSURLARI

Bir ülkede üretilen süt miktarı sağılan hayvan sayısı ile hayvan başına yıllık süt veriminin çarpımından elde edilebilir. Daha önce yazılanlardan da anlaşılacağı gibi Türkiye’de, inekler de dahil, hem sağılan hayvanların sayısı hem de sağılan hayvan başına süt verimi ile ilgili kuşkular vardır. Süt üretimi genellikle bir takım kabullere dayalı olarak hesaplanmaktadır. Nitekim TÜİK süt üretimi ile ilgili olarak “Süt hesaplaması: Yıllık olarak yayımlanan çiğ süt üretimi, her yıl sonuna ait sağılan hayvan sayılarının 2001 Tarım Sayımı’ndan elde edilen süt verimleri ile değerlendirilmesinden elde edilir”3 açıklamasına yer vermektedir. Bu açıklamadan, örneğin 2014 yılı sığır sütü üretimi hesaplanırken, 2001 yılı genel tarım sayımında elde edilmiş inek başına süt verimlerinin kullanıldığı anlaşılmalıdır. Bu değerlerin o yıl için doğru ve geçerli olduğu kabul edilse bile, hayvan başına süt veriminin 2001 yılından günümüze değişmediğini varsaymak zaten başlı başına bir hatadır. Kaldı ki, aksi ifade edilse de, TÜİK tarafından kullanılan sağılan hayvan başına yıllık süt verimlerinin 2001 yılından sonra, ikisi çok belirgin olmak üzere, zaman zaman değiştirildiği de bilinmektedir.

Çalışmanın bundan sonraki bölümünde sığıra ağırlık verilerek, toplam hayvan sayısı ve sağılanların sayısı ile sağılanların oranı ve sağılan başına süt verimi üzerinde durulacaktır.

TÜRKİYE HAYVAN VARLIĞI VE DEĞİŞİMİ

Bir ülkede evcil memeli populasyonunda bulunan toplam hayvan sayısının değişimi, ihracat ve ithalat yok ya da bunlar birbirine denk sayılırsa, yeni doğanlardan yaşayabilenler ile önceki yıllarda doğanlardan kesilen ve ölenlerin sayısı tarafından belirlenir. Yeni doğanların sayısı ise, söz konusu populasyonun kompozisyonu ile döl verim gücüne bağlıdır. Örneğin, bir sığır popülasyonunda olağan koşullarda toplam hayvan sayısının artırmak için, inek sayısının artırılması ve kesilen sayısının azaltılması gerekir. Toplam hayvan sayısının azalmasının nedenleri de, inek sayısının azalması ve kesilenlerin sayısının artması olarak ifade edilebilir.

Türkiye’de son 24 yılın (2009-2014) manda, sığır, keçi ve koyun varlığı incelendiğinde; 23 dönemin sırasıyla 16, 13, 17 ve 14’ünde sayısal azalma görülmektedir. Bunun yanında, süt üretiminde de olduğu gibi, hemen bütün türlerde 2009-2014 yılları arasındaki beş dönemde arka arkaya ve çoğu yüksek değerli artışlar söz konusudur (Çizelge 3). Öyle ki, Türkiye hayvan varlığında 1991 yılından 2014 yılına kadar meydana gelen toplam sayısal artışın mandada %91.2’si, sığırda %73.0’ü, keçide %97.6’sı ve koyunda %86.2’si 2009-2014 yılları arasında gerçekleşmiştir.

Sığır, 2013 yılından 2014 yılına sayısı azalan tek tür olmuştur. Ayrıca yıllık artış hızı sadece bir yıl ( 2011’den 2012’ye) %10’u geçmiştir. Ama genotip grupları ayrı ayrı ele alındığında ortaya ilginç bir durum çıkmaktadır. Örneğin 2002 yılı kültür ırkı inek sayısı bir önceki yıla göre %6.8 azaltılmış, takip eden yılda, yani 2003’te %21 artırılmış, 2004 yılında tekrar %19.5 azaltılmıştır. Daha önce söylendiği gibi, 2013 yılından 2014 toplam sığır sayısı %2.03 azalırken, kültür ırkı grubunun sayısı %3.11 artmış, kültür ırkı melezi ve yerli ırk grubunun sayıları da sırasıyla %1.76 ve %15.78 azalmıştır. Özellikle 2002-2004 yılları arasında görülen biçim ve seviyelerdeki değişimlerin keyfilikten başka açıklaması olamaz.

Çizelge 3. Türkiye sığır, manda, koyun ve keçi varlığı (1000 baş) ile hayvan sayılarının yıllık değişim hızı (%) 

Çizelge 3’te ilginç olan bir husus hemen hemen bütün gruplarda sadece 2010 yılından itibaren yüksek değerli sayısal artışın olmasıdır. Örneğin 2014 yılı kıl keçisi sayısı 2009 yılı kıl keçisi sayısının 2.04 katı kadardır. Sığır, koyun ve manda için bu değer, aynı sıra ile 1.32, 1.43 ve 1.40 olarak hesaplanmıştır.

Mandada 2011, sığır, koyun ve keçide de 2010 yılından itibaren ortaya çıkan hızlı sayısal artış bazı soruları akla getirmektedir. Örneğin işaret edilen yıllardan itibaren toplam hayvan sayısının artması bu dönemlerde kesilenlerin sayısı ve oranının düşmesinden mi kaynaklanmıştır? Ya da populasyonlarda ikizlik oranı mı yükselmiştir? Yoksa yaşama gücü geçmişte çok kötü iken bu dönemden sonra iyileşmiş midir? Bunlar ve bunlara benzeyen sorulara verilecek cevapların başka sorular doğurmamasına ve diğer unsurlarla uyumlu olmasına da dikkat edilmelidir. Örneğin kesilenlerin sayısı azalmış ise aynı dönemde et üretimi de azalmış mıdır? Yoksa istatistiklerde yer alan değerler, gerçekle ilişkisi olmayan hedefli üretilmiş değerler midir? Bu sorulara doğru cevaplar bulabilmek için hayvan sayısı ve üretimle ilgili unsurların yıllık değişimlerinin tutarlı olup olmaması ile değişim hızının biyolojik gerçeklere uygunluğunu dışında ölçütler bulmak, şimdilik zor görünmektedir.

Biyolojik gerçeklere uygunluk tartışılırken yapılabilecek işlerden birisi belirli bir dönemdeki yıllık artışların tutarlılığı ile aynı yıllarda farklı türlerdeki artış hızları olabilir. Durumu bu açıdan değerlendirebilmek için dört türde yıllık değişim hızının en yüksek ve en düşük olduğu dönemler tespit edilerek Grafik 1 hazırlanmıştır.

Grafik 1. Çeşitli türler hayvan sayısında en düşük ve en yüksek değişim hızları(%) ve bunların gerçekleştiği yıllar 

Grafik 1’den de izlenebileceği gibi azalma hızının yüksek olduğu dönemler her tür için farklı yıllara dağılsa da, en hızlı artışlar son yıllarda gerçekleşmiştir. Hem artışların son döneme yığılması hem de yıllık artış hızının mandada %15.23 gibi yüksek bir değere nasıl ulaşabildiği, keçide art arda üç yıl sırasıyla %22.72, %15.65 ve %14.83’lük artışın nasıl sağlandığı ya da sığırda birbirini izleyen dönemlerde %8.94 ve %12.34’lük artışların olup olamayacağı kesinlikle sorgulanmalıdır.

İstatistiklerde yer alan hayvan varlığının gerçeği yansıtıp yansıtmadığına karar verme sürecinde izlenebilecek yollardan biri de illerin hayvan sayılarının değişimi olabilir. Bunun için İllerin sığır, yerli koyun ve kıl keçisi sayılarının 2009 yılından 2014 yılına kadar olan dönemdeki değişimi, ortalama yıllık değişim hızları esas alınarak incelenmiş ve bazı sonuçlar Çizelge 4’te özetlenmiştir. Çizelgede görüldüğü gibi son beş yılda kültür ırkı sığır sayısı yılda %20’den daha fazla artan il sayısı 18 olup, bunlar için hesaplanan ortalama değer %31.15’tir. Bu grupta yer alan iller içerisinde en düşük yıllık artış hızı %21.2 ile Hatay, en yüksek artış hızı da %60.7 ile Hakkari illerinde gerçekleşmiştir. Türkiye’de 2009-2014 yılları arasında sadece 5 ilde kültür ırkı sığır sayısı azalmıştır. Bunlar; Bartın, Zonguldak, Ardahan, Elazığ ve Bayburt’tur.

Kültür ırkı melezi sığır varlığı yılda %20 ‘den den fazla artan il sayısı 5 olmuştur. Bunlar Kars, Kilis, Iğdır, Batman ve Ağrı olarak sıralanmaktadır. Kültür ırkı melezi grubunda yıllık artış hızı %10.1%20 arasında olan toplam 20 il vardır. Yerli ırkların sayısı bakımından durum, kültür ırkı ve kültür ırkı melezi genotip gruplarından farklıdır. Yerli ırk grubundaki hayvan sayısının tüm illerde azalması normal görülebilecekken, 28 ilde arttığı anlaşılmaktadır. Artış hızının yüksek olduğu iller arasında Balıkesir, Konya, Eskişehir ve Isparta’nın da yer alması ilginçtir.

Türkiye’de 2009-2014 yılları arası toplam sığır sayısı yılda ortalama %5.66 artmıştır. İller düzeyinde en hızlı artış Gaziantep, Niğde, Bingöl, Iğdır ve Isparta’da gerçekleşmiştir. Bu beş ilin 2009 yılında toplam 314 151 baş olan sığır sayısı 2014 yılında 718 915 başa yükselmiştir. Böylece 2009 yılında ülke sığır varlığının %2.92’sini barındıran bu beş il, 2014 yılında %5.09’unu barındırır duruma gelmiştir. Değer olarak Türkiye sığır varlığında payı en fazla artan beş il; Konya, Gaziantep, Diyarbakır, İzmir ve Niğde, payı en fazla azalan beş il ise; Aydın, Adana, Afyon, Edirne ve Erzurum’dur. Konya’da 2009 yılında yaklaşık 400 bin baş olan sığır sayısı 2014 yılında 670 bin başa yaklaşmıştır.

Yerli koyun sayısında durum sığırdan biraz daha farklıdır. Türkiye koyun sayısının yıllık ortalama artış hızı %6.96 iken, yıllık artış hızı %15.0’ten daha fazla olan il sayısı 11, bu iller için ortalama artış hızı ise %18.91’dir. Türkiye’de 2009 yılından 2014 yılına kıl keçisi sayısında artış hızı %15.34 olmuştur. Aynı dönemde kıl keçisi sayısının yıllık artış hızı %20 ve daha fazla olan il sayısı ise 31’dir. Bazı dönemlerde keçi sayısının artış hızı olağanüstü yüksektir. Örneğin 2009 yılından 2010 yılına Siirt ili kıl keçisi varlığı %120, Mersin ve Mardin illeri kıl keçisi varlığı da sırasıyla %91 ve %75 artmıştır. Aynı şekilde 2013 yılından 2014 yılına Muğla, Diyarbakır ve Burdur illeri kıl keçi sayısındaki artış hızı %40’ın üzerinde olmuştur. Kısaca bir yıl içerisinde bir çok ilde kıl keçisi sayısı %40-%120 arasında artırılmıştır.

Çizelge 4. Hayvan varlığının yıllık artış hızı %15 ve %20’nin üstünde olan il sayısı ve bu illerdeki hayvan varlığına ilişkin bazı bilgiler 

Yukarıda yazılanlardan TÜİK veri tabanında yer alan hayvan sayılarının tutarlı ve güvenilir olmadığı sonucu çıkarılabilir. Özellikle 2002-2004 yılları arası ile son dönemde (2009-2014) süt üretiminin ana unsurlarından olan, başta inekler olmak üzere sağılan hayvan sayısının olduğundan fazla gösterildiği, böylece toplam süt üretiminin gerçek değerinden fazla ilan edildiği söylenebilir. Gerçi süt üretimi sadece sağılan hayvan sayısına bağlı değildir. Sağılanların sayısı yanında sağılan başına süt üretimi de ülke üretimini etkiler. Ayrıca başta inek sayısı olmak üzere sağılan hayvan sayısı, sağılanların oranı değiştirilmez ise, toplam hayvan sayısı ile de doğrudan ilgilidir. Söz konusu unsurların yıllar itibariyle aldıkları değerler, genotipler düzeyinde Çizelge 5 ve Çizelge 6’da verilmiştir.

SAĞILAN HAYVAN BAŞINA SÜT VERİMİ

Daha önce belirtildiği gibi, TÜİK sağılan hayvan başına süt verimi olarak 2001 Genel Tarım Sayımı sonucunda elde edilen değerleri kullandığını belirtse de sağılan hayvan başına süt verimi, incelenen dönemde (1991-2014) bütün türlerde iki defa önemli miktarda artırılmıştır. Bunlardan ilki 2003 yılında ikincisi de 2004 yılında gerçekleştirilmiştir. Çizelge 5’te görüleceği üzere bu artışlar sayesinde 2004 yılı sağılan başına süt verimi 2002 yılı değerinin, genotiplere bağlı olarak %31.9’u ile %77.9’u kadar fazla olmuştur (Çizelge 5). İkinci artıştan sonraki yıllarda (2004-2014) sağılan hayvan başına süt verimi ise bütün gruplarda neredeyse hiç değiştirilmemiştir.

İnek başına süt verimi 2002 yılında kültür ırkı grubu için 2901 kg iken 2003 ve 2004 yıllarında sırasıyla 3108 ve 3881 kg’a (%7.1 ve %33.8 artış) çıkarılmıştır. Kültür ırkı melezlerinde 2002 yılı verimi 1972 kg iken 2003 ve 2004 yıllarında sırasıyla 2042 ve 2711 kg (%3.5 ve %37.5 artış) olmuştur. Bundan sonraki yıllarda inek sütü üretimindeki değişim tamamen kültür ırkı ve kültür ırkı melezi inek sayısı değiştirilerek sağlanmıştır.

Çizelge 5. Yıllar itibariyle sağılan hayvan başına süt verimi ile dönem içerisindeki en küçük ve en büyük değerler, (kg) 

Gerçekten de 2004 yılından 2014 yılına kültür ırkı ve kültür ırkı melezlerinden elde edildiği varsayılan süt üretimindeki yaklaşık 8 milyon tonluk artış, tamamen bu gruplardaki toplam inek sayısı 2.53 milyon baştan 4.82 milyon başa çıkarılarak gerçekleştirilmiştir. Benzer şekilde bu iki genotip grubunun süt üretimi 2009-2014 yılları arasında 5.6 milyon ton artırılmış ve bu artış da aynı dönemde inek sayısı 3.15 milyon baştan 4.82 milyon başa çıkarılarak sağlanmıştır.

SAĞILANLARIN ORANI

Sağılan hayvan başına süt verimi 2004 yılından sonra artırılmamış, ama ülkenin süt üretimi artmaya devam etmiştir. Bu değişim, daha önce söylendiği gibi, tamamen başta inek olmak üzere sağılan hayvan sayısındaki artışın payı vardır. Bir sığır populasyonunda inek sayısını yüksek göstermenin iki yolu vardır. Bunlardan biri sağılanların oranını, diğeri de sağılanların oranı düşürülmeden, toplam hayvan sayısını yükseltmektir. Bunlardan bazen biri bazen de ikisi birden kullanılmıştır. Sığır ve diğer gruplarda bu değerin değişimi Çizelge 6’da özetlenmiştir. Çizelgede de görüleceği üzere koyun ve keçide sağılanların oranı, önce azaltılıp sonra yeniden artırılmıştır. Sığırda durum biraz daha farklı olmuştur. Örneğin, sığırda sağılanların oranı ilk defa 1991-2002 döneminin son yıllarında azaltılmış ve 2002 yılında genotip gruplarına göre %44 -%46 arasına indirilmiştir. Zaten yüksek olan bu değer, 2003 yılında tekrar %50-%53 aralığına çıkarılmıştır. Bundan sonraki iki dönemde sağılanların oranı hemen hemen %38-%40 düzeyinde tutulmuştur.

Çizelge 6. Çeşitli gruplarda sağılanların oranının değişimi ile dönem içerisindeki en küçük ve en büyük değerler, (%) 

İstatistiklerde toplam süt üretimini yükseltmek amacıyla, toplam hayvan sayısı, sağılanların oranı ve sağılan başına süt veriminin hangi dönemlerde ve nederecede değiştirildiğinin anlaşılması için Çizelge 3, Çizelge 5 ve Çizelge 6’nın bir arada ele alınması gerekir. Bu durumu daha kolay ifade etmek için 1991-2014 yılları arasındaki yıllık süt üretimi ve süt üretiminin unsurlarına ilişkin indeks değerleri, sadece kültür ırkı sığır ve kıl keçi grubu için iki farklı grafikte (Grafik 2 ve Grafik 3) bir araya getirilmiştir. Bu iki grafikte de özellikle sağılanların oranı ile sağılan başına verim, hayvan sayısı ile de toplam süt üretiminin paralelliği dikkat çekicidir. Aslında aynı durum bütün genotip grupları için geçerlidir. Bu ilişkiyi daha yakından incelemek için kültür ırkı sığır grubu esas alınarak Çizelge 7 hazırlanmıştır. Çizelgede görüleceği üzere 2001 yılından 2002 yılına geçişte inek sayısı %6.8, bunlardan elde edilen süt üretimi de %7.2 azalmış, inek başına süt verimi değişmemiş, sağılanların oranı %49.2’den %45.7’ye gerilemiştir. 2003 yılına gelindiğinde inek sayısı %21.6, süt üretimi %30.3 artırılmıştır.

Çizelge 7. Kültür ırkı sığır grubunda süt üretimi ile ilgili çeşitli özelliklerin 2002-2004 yılları arasındaki değerleri ve bu değerlerin değişimi 

Süt üretiminin inek sayısından daha hızlı artmasına inek başına süt veriminin 2901 kg’dan 3108 kg’a çıkarılması, inek sayısının bu kadar hızlı artmasına da sağılanların oranının %45.7’den %53.3’e yükseltilmesi etkili olmuştur. Yıl 2004 olduğunda kültür ırkı inek sayısı tekrar %19.5 azalmış, bunlardan sağlanan süt üretimi %0.05 artmıştır. İnek sayısı büyük bir hızla azalırken süt üretiminin düşmemesi için inek başına süt verimi 3108 kg’dan 3881 kg’a çıkarılmış, yani yaklaşık %25 artırılmıştır. İnek sayısı azaltılırken toplam sığır sayısı neredeyse sabit tutulduğundan, sağılanların oranı da %53.3’ten %39.5’e geriletilmiştir. Sonraki yıllarda ne inek başına süt verimi ne de sağılanların oranı ile oynanmış, süt üretimindeki artışlar inek sayısı dolayısıyla toplam sığır sayısı artırılarak gerçekleştirilmiştir. Yukarıdaki durum kültür ırkı sığır grubu için anlatılmış olsa da, bütün gruplarda hemen hemen aynı zamanlarda ve aynı yönlü değişiklikler yapılmıştır. Memeli popülasyonlarında bu seviyedeki değişikliklerin keyfilikten başka açıklaması olamaz. İster keyfilikten isterse zaruretten kaynaklansın, istatistiklerde bir veya birkaç dönemlik hata tüm seriyi hatalı ve güvenilmez kılar. Kaldı ki TÜİK’in hayvan sayısı ve verim düzeylerine ilişkin hataları bu dönemle de sınırlı değildir.

Özetle toplam ve sağılan hayvan sayısındaki olağanüstü artışların doğal sonucu olarak da 2014 yılı toplam süt üretimi 2009 yılı üretiminin yaklaşık 1.5 katı olmakla kalmamış, kültür ırkı grubunun toplam inek sütü üretiminde 2004 yılında %34 olan payı, 2009 yılında %49’a, 2014 yılında da %55’e yükselmiştir. Bu arada yerli ırk grubunun 2004 yılında %18 olan payı da 2009 yılında %11’e, 2014 yılında da % 6’ya gerilemiştir. Bundan sonraki bölümde başta hayvan sayısı olmak üzere süt üretimini etkileyen unsurlarda bu seviyelerdeki değişimlerin olağan ve/veya mümkün olup olmadığı tartışılacak, süt üretim değerlerinin gerçekliği ve geçerliliği irdelenecektir.

TÜİK İNEK SAYISI DOĞRU MU?

Temel özellikleri bilinen bir sığır populasyonunda hem toplam inek hem de toplam sığır sayısı tahmin edilebilir. Tahminin başarısı öngörülen model ve modelin gerektirdiği unsurların isabetli seçilmesine bağlıdır. Bu çalışmada Türkiye hayvansal üretiminin büyük bölümünü karşılayan sığır türü içerisinde üç genotip grubu esas alınarak, değişik yıllar için inek (DSt) sayıları; DSt= DS(t-1)x(1-AO)+DS(t-2)x(İBDS) eşitliğiyle tahmin edilmiştir. Daha sonra da, istatistiklerde yer alanlar ile tahmin edilen değerler arasındaki farklar hesaplanmış ve sonuçlar Çizelge 9’da verilmiştir. İnek sayısını tahmin etmek için kullanılan eşitliklerde; AO: Ayıklama oranını, DS: Doğuran (inek) sayısını, İBDS: İnek başına düve sayısını ifade etmektedir.

Grafik 2: Kültür ırkı sığır sayısı, sağılanların oranı, sağılan başına süt verimi ve toplam süt üretiminin değişimi (1991 yılı değerleri= 100 sayıldığında)

Yukarıdaki eşitlikte yer alan DS değerleri iki şekilde elde edilmiştir. Önce TÜİK veri tabanındaki inek sayıları, DSt-1 ve DSt-2 değerleri olarak alınmıştır. Eşitliklerdeki diğer unsurlara da her genotip grubu için Çizelge 8’de yer alan değerler verilmiştir. Bu şekilde tahmin edilen inek sayılarının TÜİK tarafından açıklanan inek sayılarından çıkarılmasıyla elde edilen değerler Çizelge 9’da TÜİK(T) sütunlarındadır.

Çizelge 8. İnek sayılarını tahminde kullanılan özellikler için öngörülen değerler 

Doğuran sayısını tahminde izlenen ikinci yolun bir önceki paragrafta anlatılandan tek farkı; TÜİK veri tabanındaki inek sayıları yerine tahminlerden elde edilen inek sayılarının kullanılmış olmasıdır. Örneğin 2001 yılı başlangıç kabul edildiğinde TÜİK veri tabanındaki 2001 ve 2002 yıllarının inek sayıları kullanılarak 2003 yılı inek sayısı tahmin edilmiştir. Bunu izleyen yıl, yani 2004 yılı inek sayılarının tahmininde ise TÜİK veri tabanındaki 2002 yılı inek sayısı ile daha önce tahmin edilmiş 2003 yılı inek sayısından yararlanılmıştır. Daha sonraki yıllar inek ve toplam sığır sayılarını tahmin etmek için de bu şekilde elde edilmiş inek sayıları ile yine Çizelge 8’de yer alan değerler kullanılmıştır.

Her genotip grubunun inek sayıları ayrı ayrı tahmin edilmiştir. Farklı başlangıç yılları (2001 ve 2004) esas alınarak yapılan tahminlerden elde edilmiş inek sayılarının, aynı yıllar için TÜİK’te verilen inek sayılarından çıkarılmasıyla elde edilmiş farklar, 2006 yılı ve sonrası için, Çizelge 9’da bir araya getirilmiştir.

İnek sayıları tahmin edilirken doğan buzağıların ne kadarının iki yaşını tamamladığında sürüye katıldığı, yani inek olduğu Çizelge 8’de verilmiştir. Çizelge 8’de de görüleceği üzere bir inek başına sürüye katılan gebe düve sayısının; kültür ırkı grubunda 0.36, melez grupta 0.34 ve yerli grubunda da 0.32, ayıklama oranlarının da aynı sıra ile %28, %32 ve %40 olacakları varsayılmıştır. Bu yolla bulunan inek sayıları, yukarıdaki varsayımların geçerli olduğu bir sığır populasyonunda hesaplanabilecek en yüksek inek sayılarıdır. İnek sayısının azaldığı yerli ırk grubu ile artış hızının düşük olduğu kültür ırkı melezi gruplarında bu değişiklikler ayıklama oranına daha yüksek değerler verilerek sağlanmaya çalışılmıştır. Kısaca, Çizelge 8’de yer alan değerleri TÜİK veri tabanında resmi bilgi olarak yer alan inek sayıları ile daha önceki yıllar inek varlığına göre tahmin edilen en yüksek inek sayıları arasındaki farklar olarak görmek gerekir.

Çizelge 9. TÜİK’te açıklanan inek sayıları ile tahmin edilen inek sayıları arasındaki farklar (TÜİK-TAHMİN), (1000 baş) 

Çizelge 9’da dikkat çeken hususlardan biri TÜİK’te yer alan değerler ile tahmin değerleri arasındaki farkın hem başlangıç yılı hem de hesaplama şekline bağlı olarak değişmesidir. Örneğin tahminlerde sadece TÜİK veri tabanında yer alan inek sayıları kullanıldığında, 2012 yılı toplam inek sayısı TÜİK tarafından açıklanandan 697 bin baş daha azdır. TÜİK tarafından açıklanandaki bu fazlalığın 281 bin başı kültür ırkı, 321 bin başı kültür ırkı melezi, 95 bin başı da yerli ırk grubundandır. Tahminlerin başlangıç yılı 2001 olduğunda TÜİK’in açıkladığı inek sayısı ile tahmin edilen arasındaki fark 601 bin’e gerilemektedir. Yalnız bu azalma kültür ırkı melezi ve yerli ırk gruplarındaki inek sayılarının önceki tahmine göre daha küçük değerler almalarından ileri gelmektedir. Başlangıç yılı 2004 olduğunda 2012 yılı için tahmin edilen inek sayısı TÜİK tarafından açıklanandan 1 285 bin daha az olmuştur.

Grafik 3: Keçi sayısı, sağılanların oranı, sağılan başına süt verimi ve toplam süt üretiminin değişimi (1991 yılı değerleri= 100 sayıldığında) 

TÜİK veri tabanındaki inek sayıları ile 2001 ve 2004 yıllarının inek sayılarına dayalı olarak tahmin edilen inek sayıları arasında az da olsa bir paralellik vardır. Örneğin 2001 yılı esas alındığında 2011 yılına kadar TÜİK veri tabanındaki değerlerin tahmin edilenlerden daha küçükken, sonraki yıllarda bu durum değişmektedir. Başlangıç yılı 2004 olduğunda, TÜİK veri tabanındaki inek sayısı 2006 ve sonrasındaki her yılın tahmin değerlerinden fazla olmuş, ama bu fark 2009 yılından itibaren artmaya başlamıştır.

Kısaca, TÜİK tarafından açıklanan inek sayısı, özellikle 2010 yılı ve sonrası için, tanımlanan koşullarda olabilecek en yüksek değerden bile fazladır. Hem bu sonuç, hem de illerin hayvan varlığı incelenirken görüldüğü gibi bazı yörelerde ortaya çıkan olağanüstü artışlar, sayısal değişikliklerin sağlam bir kaynağa dayanmadığının, aksine keyfi sayılacak bir seyir izlediğinin önemli göstergeleri sayılmalıdır.

TÜİK kayıtlarında inek sayısı kültür ırkı grubunda çok yüksek olmak üzere kültür ırkı ve kültür ırkı melezlerinde artırılmış, yerli ırklarda ise azaltılmıştır. Bununda etkisiyle de kültür ırkı genotipinden sağlanan süt üretimi 2003 yılından, kültür ırkı melezlerinden sağlanan süt üretimi de 2009 yılından itibaren artmış, yerli ırklardan sağlanan üretim ise bazı dönemlerde hızı düşürülse de, sürekli olarak azalarak/azaltılarak, 1991 yılında 2.5 milyon tondan fazlayken 2014 yılında 1 milyon tonun altına düşürülmüştür. Kültür ırkı grubundan sağlanan süt üretimi 1995-2002 yılları arasında ortalama 2.5 milyon ton civarında iken, 2007 yılında 5.0 milyon tona, 2011 yılında 7.3 milyon tona, 2014 yılında da 9.3 milyon tona çıkarılmıştır. Kültür ırkı melezlerinden elde edilen süt üretimi 2010 yılına kadar 5 milyon tonun altındayken, 2014 yılında 6.6 milyon tona yükseltilmiştir. Özetle TÜİK veri tabanında yer alan inek sayısının özellikle de kültür ırkı inek sayısının hızla artırılması inek sütü üretim artışının ana kaynağıdır. Gerçekten de kültür ırkı inek sayısındaki yıllık artış hızı 2009-2014 döneminde %10.39, 20042014 arasında da %11.22 kadar olmuştur. Kültür ırkı melezi sayısının artış hızı ise 2004-2014 arasında %3.53 iken 20092014 arasında %7.36’ya yükselmiştir. Sığır türü için inanılmayacak ölçüde yüksek ve biyolojik gerçeklere pek de uygun olmayan bu artış hızları doğal olarak sığırdan sağlanan süt üretiminin de olduğundan yüksek gösterilmesine veya bulunmasına kaynaklık etmektedir. Öyle ki bu değişikliklerin, özellikle süt üretiminin yüksek gösterilmesi amacıyla yapıldığı bile söylenebilir.

SONUÇ

Türkiye süt üretimi ile ilgili istatistiklerde başta inek sayısı olmak üzere doğruluğundan şüphe edilmesi gereken birçok husus vardır. Bunların önemli bir kısmına önceki bölümlerde değinilmiştir. Şüphe ve kaygıların temel noktası, özellikle inek sayısına ilişkin bilgilerin keyfi ve hedefli üretilmiş olduğudur. Nitekim Çizelge 9 incelendiğinde Türkiye inek sayısının, özelliklede 2010 yılından itibaren, olabilecek en yüksek değerinden de yüksek açıklandığı görülmektedir. Fazlalık bazı yıllarda TÜİK tarafından açıklanan inek sayısının %25’ine yaklaşmaktadır. Bu kadar büyük bir farkın ortaya çıkmasının ana kaynağı ise kültür ırkı grubudur. Örneğin 2004 yılı başlangıç alındığında 2014 yılında fazladan yazıldığı tahmin edilen 1 285 bin baş ineğin %65’i kültür ırkı, yaklaşık %28’i de kültür ırkı melezi grubundandır. Yerli ırk grubundaki farklar hemen her yıl 100 bin başın altında bulunmuştur.

TÜİK tarafından açıklanan inek sayılarının fazlalığı 2006 yılından itibaren süt üretiminin de yüksek değerli açıklanmasına yol açmıştır. Söz konusu yıllardaki inek başına süt verimleri doğru sayıldığında, inek sayısının fazla gösterilmesinden ileri gelen süt üretimi; 2006 yılı için yaklaşık 750 bin ton, 2014 yılı için de 4 500 bin ton olarak hesaplanmıştır. Bu şekilde yapılan tahminler doğru sayıldığında Türkiye’nin 2013 ve 2014 yılları inek sütü üretimi 16.7 ve 17.9 milyon ton değil, 12.0 ve 12.3 milyon ton olmalıdır. Yani bu hesaplama geçerli sayıldığında inek sütü üretimi olduğundan yaklaşık %25 daha fazla gösterildiği söylenebilir. Bu durumun diğer türler için de geçerli olduğu varsayılırsa, Türkiye süt üretiminin istatistiklerde açıklananın %75’i kadar olduğunu yani 18.5 milyon ton değil, 13.8 milyon ton olduğunu kabul etmek gerekir. Yukarıdaki tahminler inek sayısının olağanüstü artırıldığı, ama inek başına süt veriminin TÜİK tarafından açıklanan kadar olduğu ve 2004 yılından bu yana değişmediği kabul edilerek yapılmıştır. Oysa bu dönemde sağılan hayvan başına süt veriminin artmadığını ileri sürmek doğru değildir. Yalnız bu varsayım Çizelge 5’te verilen değerlerin doğru olduğu şeklinde de değerlendirilmemelidir. Çizelge 5’te yer verilen sağılan başına süt verimlerinin düzenli bir artış ile 2014 yılında kültür ırkı grubunda 4350 kg, kültür ırkı melezi gurubunda da 2875 kg’a yükseldiği varsayıldığında inek sütünün tahmin edilen inek sayıları ile hesaplanacak değeri yaklaşık 13.5 milyon ton olur. Bu değeri Türkiye inek sütü üretimi için olabilecek en yüksek değer saymak hatalı olmaz. Çünkü tahmin edilen inek sayıları mevcut koşullarda olabilecek en yüksek inek sayılarıdır. Şayet artış hızlarının daha düşük olacağı dikkate alınırsa, ki bu daha büyük bir ihtimaldir, tahmin edilen inek sayısı geriler ve inek sütü üretimi 13.5 milyon tonun altına düşer.

Türkiye’de 2010 yılından itibaren toplam süt üretimine paralel olarak konusu süt ve süt ürünleri olan bir başka istatistik yayınlanmaktadır. Burada yer alan değerlerden birisi de belirli koşulları sağlayan işletmelerce satın alınan süt miktarıdır . Bilindiği üzere bu tip kuruluşlara satılan süt için kamu üreticiye ek bir ödeme de yapmaktadır. Uygulama 2010 yılında başlatılmış olup 2014 yılı istatistikleri de tamamlanmıştır. Bu beş yılın inek sütü üretimi ile “entegre süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü” olarak tanımlanan süt miktarları Çizelge 10’da verilmiştir.

Olağan koşullarda hem bu şekilde değerlendirilen süt miktarının hem de toplam üretimden sanayiye gidenin payının artması beklenir. Oysa Çizelge 10’da görüleceği gibi, kamu tarafından yapılan desteklere ve sütün işlenmesi için gösterilen gayretlere rağmen son beş yılın süt üretiminden sanayiye giden pay artmamıştır. Aksine 2010 yılında sanayiye giden sütün %54.3 olan payı 2013 yılında %47.7’ye gerilemiş, 2014 yılında ise %51.1 olmuştur. Bu durumu, “sanayiye giden sütün payı üretimle aynı hızda artmamıştır” diye değerlendirmek de, “üretim olduğundan fazla gösterilmiştir” şeklinde açıklamak da mümkündür.

Çizelge 10. TÜİK tarafından verilen “entegre süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı” ile inek sütü üretimi miktarı 

Çizelge 10’da görüleceği gibi satın alınan inek sütü miktarının yıllık değişim hızı %6.34 olurken, süt üretiminin artış hızı %7.96 olarak hesaplanmaktadır. Şayet toplanan sütün üretilendeki payı düşmese, mesela 2010 yılındaki kadar olsaydı, inek sütü üretiminin yıllara göre 0.8-2 milyon ton fazla gösterildiğini kabul etmek gerekirdi. Eğer toplanan süt miktarının 2010 yılında %54.3 olan payının her yıl 1 puan artırılarak 2014 yılında %58.3’e yükseldiği kabul edilse, fazla gösterilen inek sütü miktarı 1.0-2.8 milyon tona çıkardı.

Dolayısıyla var olan koşullarda bu durumu, yani toplanıp desteklenen inek sütü miktarı ile üretildiği ifade edilen miktarın uyumsuzluğunu da, inek sütü üretiminin yüksek açıklandığı şeklinde değerlendirmek hatalı olmayacaktır.

ÖNERİLER

Hayvansal üretim ile ilgili istatistiklerin yetersiz ve güvenilmez olduğu, hatta zaman zaman amaçlı üretildiği yukarıda anlatılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde istatistiklerin güvenilir ve işe yarar olabilmesi için neler yapılabileceği maddeler halinde yazılmıştır:

  1. Hayvansal üretim alanında güvenilir istatistiklere sahip olmanın önemi ve mevcut istatistikler ile istatistik oluşturma yöntemlerinin yetersiz kaldığı her kesim tarafından kabul edilmelidir.
  2. Belirli zaman aralıklarında, (ay, 6 ay, yıl vb.) toplanan istatistiklerin güvenilirliği için belirli aralıklarla, örneğin 5 yılda bir, ülkenin tümünde veya daha iyisi her yıl kararlaştırılmış bir bölgede genel hayvan sayımı yapılmalıdır.
  3. Hayvan sayımında ilgili sivil toplum örgütlerinden yararlanılmalı, eksik ya da yanlış bilgi veren sivil toplum örgütleri bir daha görevlendirilmemelidir.
  4. Yıllık değerlendirmelerde, ilgili kamu kurumları dahil, görevlendirilen birimler hayvan varlığını idari birimler düzeyinde değil işletme düzeyinde vermelidirler.
  5. Hayvan varlığı ve/veya hayvansal ürünle kamu desteği veya vergilerin ilişkilendirilmesi hatalı bilgi toplanmasına yol açabilmektedir. Bu durumu engelleyecek önlemler alınmalıdır.
  6. Özellikle kulak numarası tahsisi, hayvan sayısında hataya ve bazı kişilerin suistimaline neden olmayacak hale getirilmelidir.
  7. Kamu ve/veya ilgili sivil toplum örgütlerinin sürdürdükleri veri tabanlarının güvenilir ve güncel olması sağlanmalıdır.
  8. Kaçak hayvanların kulak numarası vurularak yerli hayvanlar gibi muamele görmeleri engellenmelidir.
  9. Ülke genelinde farklı bölgelerde, o bölgeleri temsil edecek işletmeler seçilmeli ve bunlardaki her hareket aylık olarak izlenmelidir. Böylece bölge ve ülke hakkında toplanan bilgileri mukayeseye imkan verecek daha doğru değerler elde edilebilecektir.
  10. Hayvan sayıları kadar hayvan başına verimler de önemlidir. Bunların doğrudan ölçümle edilmesi mümkün ve gerekli olmayabilir. Bunun yerine bölgeyi temsil edecek sayıda işletmede doğrudan süt ölçümü yapılabilir, döl verimi ile ilgili bilgiler toplanabilir.
  11. Karkas ağırlığı doğrudan mezbahalardan alınan bilgilerden hesaplanmalıdır. Mezbaha kayıtları işletme, genotip, yaş cinsiyet vb. hususlarda da bilgi sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.
  12. Desteğe konu olanlar ile sanayiye gitmesi özendirilen ürünlerde, alım satım belgelerinin doğru olarak ve zamanında düzenlenmesi sağlanmalı, gerektiğinde bu bilgilere başvurulabilmelidir.
  13. Sağlam ve güvenilir bir altyapı oluşturulduktan sonra, olağanüstü değişiklikler hızla incelenmeli ve varsa hata giderilmelidir. Hata yoksa bu değişimin nedeni bir açıklama olarak istatistiklerde yer bulmalıdır.
  14. Genel hayvan sayımı çalışmalarında konuyla ilgili yükseköğretim kurumlarının öğrencileri ve öğretim üyelerinden yararlanılmalıdır. Özetle; hayvansal üretim alanındaki sivil toplum örgütleri ve ilgili kamu kurumları ile hayvansal ürün işleyen ya da hayvansal üretim için ürün üreten sanayinin güç ve imkanları yanında iletişim, bilgi toplama ve bilgi işleme alanındaki gelişmeler etkin biçimde kullanıldığında hayvansal üretim istatistiklerinin gerçeği yansıtacak şekilde toplanıp yayınlanması mümkün olabilecektir. Bu da ülke için vazgeçilmez bir sektör olan hayvancılığa katkı sağlamak için yapılacak işlerin isabetle tespitine imkan vererek, hem sektörün gelişmesini hızlandıracak hem de bu sektörün kamuya maliyetini azaltacaktır.

DİPNOTLAR

(1) http://faostat3,fao,org/download/Q/QL/E
(2) http://www,tuik,gov,tr/PreTablo,do?alt_id=1002
(3) http://www,tuik,gov,tr/PreTablo,do?alt_id=1002; Metaveri Süt ve Süt Ürünleri Üretim İstatistikleri_ Hesaplama Kuralları
(4) http://tuikapp,tuik,gov,tr/medas/?kn=85&locale=tr
 
Not: Tablo, grafik ve şekilleri Süt Dünyası Sayı 56 basılı veya e-dergiden inceleyebilirsiniz.

>> Süt Dünyası

2006 yılından beri yayınını sürdüren tarafsız ve bağımsız medya kuruluşudur. Süt Dünyası Dergisi kurulduğu günden bu yana ilkelerinden taviz vermeden yayıncılık faaliyetine devam ediyor. Süt Dünyası Dergisi Haber Merkezi tarafından hazırlanan her türlü içerik "Süt Dünyası" imzası ile yayınlanmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.