AB uyum sürecinde hayvancılık ve süt sektörü

Türkiye hayvancılığının ve süt sektörünün Avrupa Birliği uyum sürecindeki durumu ve sorunları Ankara’da düzenlenen kongrede tartışıldı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin ortaklaşa düzenlediği kongreye siyasetten, sektörden ve akademik camiadan önemli isimler katıldı.

Uluslararası katılımlı ‘AB Uyum Sürecinde Türkiye Hayvancılık Kongresi’ Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Ankara Ticaret Borsası’nın (ATB) desteği ve yaklaşık 400 civarında kişinin katılımıyla 20-22 Ekim’de Ankara Kızılcahamam’da yapıldı. Kongre Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ başta olmak üzere üst düzey bürokratlar ve bakanlık çalışanları, sanayiciler, sivil toplum kuruluşlarının  temsilcileri, akademisyenler ile sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti.

UYUM ÇALIŞMALARINA HIZ VERİLMELİ

AB’ye üye ülkelerden gelen yabancı bilim adamları ile Türkiye’deki akademisyenlerin sunumlar yaptığı kongrede, üretici, sanayici, perakendeci ve tüketici  gibi sektör paydaşları ve temsilcilerinin katılımıyla da farklı başlıklar altında mevcut durum ve sorunlar masaya yatırıldı. Bilimsel danışmanlık ve koordinasyon görevinin Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Hayvan Sağlığı Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı tarafından yürütüldüğü kongrede,
AB’de uygulanan Ortak Tarım Politikasının (OTP), tüm tarımsal ve hayvansal üretimin temelini oluşturduğu, bu politikanın sürekli olarak yenilenen dinamik bir yapıya sahip olduğu belirtildi. Bu yüzden sektörel bazda uygulanacak teknik mevzuat ve uygulamalarda, OTP çerçevesinde uyum çalışmalarına hız verilmesi  gerektiği vurgulandı.

YAPISAL FARKLILIKLAR AB’YE UYUMU GÜÇLEŞTİRİYOR

İşletmelerin yapıları, ölçekleri, üretim, teknoloji, verimlilik düzeyleri, gıda güvenliği uygulamaları, izlenen hayvancılık politikaları, kamudaki idari yapılanma gibi konularda AB ile Türkiye arasında önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekilen kongrede, bu durumun sektörün akılcı, kalıcı ve  sürdürülebilir politikalar eşliğinde AB’ye entegrasyonunu güçleştirdiği ifade edildi. Türkiye’nin tam üyelik sürecinde, hayvansal üretimde piyasa alt yapılarının güçlendirilmesi, hukuki düzenlemelerle birlikte yapısal reformların zaman geçirilmeden gerçekleştirilmesi, üretimde ihtisaslaşma, ölçek artışı,  hayvan hastalıklarının kontrolü ve eradikasyonu, AB ürün kalite standartlarının sağlanması gibi hususlarda sağlayacağı ilerlemenin, sektörün dış ticarette daha rekabetçi bir konuma gelmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

“AB Uyum Sürecinde Türkiye Hayvancılık Kongresi 2011″in son oturumunda kongre bünyesinde katılımcı kuruluş temsilcilerinin katılımıyla oluşturduğu kırmızı et sektörü, süt sektörü, gıda güvenliği ve hayvan sağlığı politikaları komisyonlarının çalışma raporları hazırlanarak genel kurulun onayına sunuldu. Süt Sektörü Komisyonu Çalışma Sonuç Raporu’nu aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.

AB UYUM SÜRECİNDE TÜRKİYE HAYVANCILIK KONGRESİ 2011 SÜT SEKTÖRÜ KOMİSYONU ÇALIŞMA SONUÇ RAPORU

– AB ile müzakere sürecinde AB müktesebatına uyumda yaşanan aksaklıkları ortadan kaldırmak, süt sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin hijyenik, karlı ve verimli çalışmasına katkıda bulunmak üzere başta destekleme olmak üzere, kayıtlı üretimin artırılması, fiyat istikrarının sağlanması ve pazarlama yapısının çağdaş biryapıya kavuşturulmasına yönelik politikalar oluşturulmalıdır.

– Süt sığırcılığında hayvan kayıt sisteminin etkinliğini artıracak; bu çerçevede yapılan denetimlerin mevcut eksikliklerini ortadan kaldıracak, Avrupa Birliğinde de kullanılan işletmelere yönelik FADN (çiftlik muhasebe veri ağı) benzeri yapı en kısa zamanda tamamlanarak kullanılabilir hale getirilmelidir.

– 5996 sayılı yasa çerçevesinde yeni kurulacak hayvancılık işletmelerinin taşıması gereken kriterler bir yönetmelik çerçevesinde ortaya konulmalı mevcut hayvancılık işletmelerinin bu kriterlere uyumu konusunda uzun vadeli derogasyonlar sağlanmalıdır. Aynı zamanda mevcut işletmelerin bu yönetmelik hükümlerine  uyumunu kolaylaştırıcı yapısal destek sağlanmalıdır.

– Süt ve süt ürünlerinde üretimden tüketime kadarki süreçte izlenebilirlik sağlanmalı, kayıt dışılık önlenmelidir. Kota sisteminin uygulanabilmesi için öncelikle süt sektörünün kayıt altına alınması gerekmektedir. Tam üyelik öncesi bu konuda gereken tedbirlerin alınamaması durumunda, AB ‘de piyasa  istikrarını sağlamak amacıyla uygulanan kota sistemi, ülkemiz süt sektörü için büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktır.

– Sektöre ilişkin olarak AB Ortak Tarım Politikası, Süt ve Süt Ürünleri OPD kapsamında teknik mevzuata ilişkin uyum çalışmalarına hız verilmelidir.

– Süt sığırcılığı işletmelerinde ortalama işletme büyüklüğünü artırmaya yönelik teşvik ve desteklerin etkinliğini tespit edecek bir metodoloji belirlenmeli buna göre beklenen faydayı sağlayamayan uygulamalardan vazgeçilerek alternatifleri oluşturulmalıdır.

– Süt sığırcılığında kullanılan girdi maliyetleri özellikle de yem masrafları yüksektir. Sektörün kaliteli, uygun maliyetli kaba yem ihtiyacını karşılamak üzere yapılan teşvik ve desteklerin kapsamı yağlı tohumlar üretimini de kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

– Yem hammaddeleri, karma yem ve buna koşut olarak çiğ sütteki KDV oranı %1’e düşürülerek üretim maliyetlerinde azalış sağlanmalı; rekabet gücünün artışına katkı sağlanmalıdır.

– Karma yem kalitesine ilişkin etkin denetim sağlanarak haksız rekabet önlenmelidir.

– Süt üretiminin yüksek olduğu dönemlerde fiyat dalgalanmalarına ve spekülasyonlara müsaade etmeyecek önlemler alınmalıdır. Bu bağlamda üretim fazlasını  dayanıklı ürünlere çevirerek depolayabilecek, gerektiğinde bu stoklarla piyasaya müdahale edecek, yapısında sektör paydaşlarının etkin olarak yer alacağı bir müdahale kurumu oluşturulmalıdır

– Süt sektörünün AB’ne uyumunda gerekli görülen hususlarda sektörel ekonomik etki analizlerinin yapılması, maliyet ve getirilerinin tespit edilmesi, altyapı  imkânları ve uygun geçiş sürelerinin belirlenmesi gerekmektedir.

– Süt sektöründe üretim maliyetlerini düşürmede, kârlı ve verimli üretimde önemli rol oynayan kaba yemin kaliteli ve uygun maliyette tedariki çok önemlidir. Yem üretiminde bu hedefe ulaşmak üzere mevcut çayırmera alanları korunmalı ve meraların niteliği iyileştirilmelidir.

– Süt sanayi işletmelerinin ihtiyaç duyduğu miktar ve kalitede hammadde tedarikini sağlamak üzere gerekli soğuk zincirin kurulması için yapılacak  yatırımlarda teşvik ve destek imkânları artırılmalıdır. IPARD kaynaklarından faydalanmayan illerde de bu yatırımlar için ulusal kaynaklardan faydalanılmalıdır.

– Hayvansal üretimde bulunan üretici ve yetiştiriciler ile yem bitkileri üretiminde bulunan üreticilerin kullandıkları mazot, gübre ve elektrikte dolaylı vergilerde bütçe imkânları ölçüsünde indirime gidilmelidir.

– Gerek süt ve süt ürünleri üretiminde verimliliği olumsuz yönde etkileyerek maliyetleri yükseltmesi, gerekse ihracat imkânlarını kısıtlaması nedeniyle bulaşıcı hayvan hastalıkları, Türkiye’de süt sektörünün en önemli sorunlarından biri durumuna gelmiştir. Bu sorunla mücadelede ulusal ve AB mali fonları gibi uluslararası kaynaklardan da yararlanarak hastalıkların kontrol altına alınması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bugün Trakya’da oluşturulan arî  bölgenin tedricen coğrafi olanaklardan da yararlanarak tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde artırılması hedeflenmelidir.

– Süt sektöründe; işletmelerin önemli bir bölümünün yeterli fiziki ve teknik şartlara sahip olmadığı, yine pek çok işletmede bu üretim dalı ile ilgili uzman personel eksikliği bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durum hayvan sağlığını, halk sağlığını ve sektörün gelişimini tehdit etmektedir. Bunun için sektörde  işletmelerin, nitelikli personel ve ara kademe eleman ihtiyacının karşılanması amacıyla, meslek liseleri ve teknik okullarda süt sığırı yetiştiriciliği  eğitimi veren bölümler yaygınlaştırılmalı; buradan mezun olan kalifiye işgücünün hayvancılık işletmelerinde istihdamında devlet yönlendirici olmalıdır.

– Süt üreticilerinin ve çiftlik çalışanlarının AB’de olduğu gibi mesleki bilgi ve becerilerini artıracak sertifikalı eğitim programları düzenlenmeli ve mesleki yeterlilik belgesi olmayan yetiştiricilerin zorunlu katılımı sağlanmalıdır. Bu amaçla IPA İnsan Kaynaklarının geliştirilmesi bileşeni kapsamında ilgili bakanlık nezdinde bu eğitimlerin düzenlenmesi konusunda girişimler yapılmalıdır.

– Çiğ sütteki bakteri yükünü ve somatik hücre sayısını AB standartlarına ulaştırmak, sütün toplanması ve taşınması aşamasında meydana gelen kayıpları önlemek için süt toplama ağı ve soğuk zincir altyapısı oluşturmak üzere üretici örgütleri tarafından yapılacak yatırımlar teşvik edilmelidir.

– Kredi ve finansman yetersizliği, gerek süt üreticilerinin gerekse süt sanayi işletmelerinin önemli sorunlarından birisidir. Sektörün tüm unsurlarıyla AB normlarını yakalayabilmesi için uygun kredi ve finansman imkânları yaratılmalı, özellikle büyüme istek ve yeteneğinde olan küçük ve orta ölçekli süt sığırı işletmeleri için düşük faizli yatırım ve işletme kredileri kullanımında kolaylık sağlanmalıdır.

– Süt pazarlamasında mevcut ihale sisteminden vazgeçilerek Süt Konseyi’nin etkin olarak görev alabileceği bir yapı oluşturulmalı, kalite fiyat ilişkisi kurulmalı, bunun ötesinde üreticinin pazarlık gücünü artıracak tedbirler alınmalıdır.

– Kayıtlı olarak faaliyette bulunan ve kaliteli süt ve süt ürünleri üreten sanayi işletmelerinin “merdiven altı üretim” olarak adlandırılan kayıt dışı üretim karşısında yaşadığı haksız rekabeti önleyecek denetim mekanizmaları etkinleştirilmelidir.

– Süt sığırı işletmelerinin ihtiyaçları doğrultusunda, başta otomatik sağım sistemleri olmak üzere, malzeme, ekipman, yedek parça üretimi ile montaj işlemlerini yapabilecek yerli sanayinin üretim standartlarına uygunluğunun denetimi artırılmalıdır.

– Üretilen sütlerde, düzenli olarak, somatik hücre sayımı ve yağ tayini gibi süt bileşenlerinin tayinini yapabilecek akredite laboratuarları kurulmalıdır.

– AB’de kota dışında kalan koyun, keçi ve manda sütü üretimi, bu ürünlerin rekabet gücü dikkate alınarak alternatif üretim olarak desteklenmeleri devam ettirilmelidir.

– AB’ye Süt ve Süt Ürünleri OPD uyumu çerçevesinde; özellikle kota ve müdahale alımlarında esas alınacak olan sütte yağ ve  protein içeriği konusunda mevcut durumumuzu gösteren güvenilir veri çalışması acilen yapılmalıdır.

– Dış ticarette yeni pazarlar elde etmek ve markalaşmak için öncelikle Türkiye’ye özgü süt ürünlerinin (örneğin Urfa peyniri, örgü peyniri, Mihaliç peyniri vb) envanterinin çıkarılması, bu ürünlerin sahip olması gereken asgari teknik ve hijyenik kriterlerin tespit edilmesi, AB’de tarım ürünlerine yönelik coğrafi işaretler kapsamında tescil edilmesi ve ülkemizin bu ürünlerdeki isim haklarının AB içerisinde korunması gerekmektedir.

– Sütün besleyici değeri ve sağlık açısından önemini tüketicilere anlatmak ve onları bu konuda bilinçlendirmek amaçlı eğitim, yayım ve tanıtım faaliyetlerine ağırlık verilmeli, bu suretle içme sütü tüketimi artırılmaya çalışılmalıdır. Ayrıca AB’de uygulanan okul sütü programı yine AB’de olduğu gibi Türkiye’de de yasa ile garanti altına alınmalıdır.

>> Süt Dünyası

2006 yılından beri yayınını sürdüren tarafsız ve bağımsız medya kuruluşudur. Süt Dünyası Dergisi kurulduğu günden bu yana ilkelerinden taviz vermeden yayıncılık faaliyetine devam ediyor. Süt Dünyası Dergisi Haber Merkezi tarafından hazırlanan her türlü içerik "Süt Dünyası" imzası ile yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir