Pastörizasyon tekniklerine bir bakış

Süt endüstrisinde pastörizasyon tekniği kullanılmadan önce çiğ süt yolu ile insanlara sığır tüberkulozu ve brusella gibi hastalıklar yanında yine insanlarda zehirlenme yada hastalıklara yol açan Salmonella spp., Staphylococcus aureus suşları Bacillus spp., Listeria spp., Shigella ssp., Clostridium botulinum, enteropatojenik E. coli patojen mikroorganizmalar kontamine olabilmektedir.

Oktay YERLİKAYA, Özer KINIK (Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Süt Teknolojisi Bölümü, Bornova/İzmir)

GİRİŞ

Çiğ sütte bulunabilecek olası patojenik mikroorganizmaları yok ede­bilmek ve besin değerini koruyabilmek için uluslararası normlarda kabul gören ısıl işlemler (pastörizasyon, sterilizasyon ve UHT gibi teknikler) uygulanmaktadır. Ancak; süt tüketiminin oldukça düşük olduğu Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde süt genellikle küçük çiftçiler ve/veya bazı aracılar tarafından üre­tilerek tüketiciye direkt satılmakta ve tüketici tarafından alınan bu sütler ev koşullarında hiç bir standart yaklaşım olmadan, mikrobiyolojik olarak güvenli hale getirmek düşüncesiyle besin öğelerinde kayıplara neden ol­duğu halde kaynatılmaktadır.

Esas olarak süt endüstrisinde pastörizasyon tekniği kullanılmadan önce çiğ süt yolu ile insanlara sığır tüberkulozu ve brusella gibi hastalıklar yanında yine insanlarda zehirlenme yada hastalıklara yol açan Salmonella spp., Staphylococcus aureus suşları  Bacillus spp., Listeria spp., Shigella ssp., Clostridium botulinum,  enteropatojenik E. coli patojen mikroorganizmalar kontamine olabilmektedir. Öte yandan Bacillus ve Clostridium spp ‘lerinin  çevrede yaygın olarak bulunması ve sporlarının ısıya dayanıklı olması nedeniyle zaman zaman sütlerde de bulunması kaçınılmazdır. Bu nedenle pastörizasyon tekniği, çiğ süt yolu ile çok çeşitli patojenler taşınabileceği için toplum sağlığının korunmasını sağlayacak önemli bir uygulamadır.

PASTÖRİZASYON TEKNİĞİ VE HEDEFLERİ

Pastörizasyon sütle ilişkili tüm spor oluşturmayan patojenlerin inaktive edilmesinde uygulanan bir ısıl işlem uygulamasıdır. Pastörizasyon sütü sterilize etmeden ziyade zararlı bakterileri yok etmeye yönelik bir uygulamadır. Günümüzdeki proses, süre ve sıcaklık gereksinimleri Q-humması hastalığının etmeni olan Coxiella burnetti engellemesine yönelik olarak dizayn edilmiştir. Bu mikroorganizmanın süt ile ilintili sıcaklığa en dayanıklı insan patojeni olduğu düşünülmektedir.

Ülkemizde ise çiğ ve içme sütleri tebliğine göre pastörize süt; “Çiğ sütün doğal ve biyolojik özelliklerine zarar vermeden pastörizasyon işlemi uygulanarak patojen mikroorganizmaların vejetatif formlarının tamamen, diğer mikroorganizmaların büyük bir kısmının yok edilmesi ile elde edilen ve pastörizasyondan hemen sonra, kısa sürede 6 oC’yi geçmeyecek sıcaklığa soğutulan içme sütü” olarak tanımlanmaktadır. Değişik pastörizasyon uygulamaları olmakla birlikte, Türkiye’de genellikle 12–16 saniye süre ile 72–80°C’lik ısı uygulaması yapılmaktadır.

Yüksek sıcaklık kısa süre pastörizasyon günümüzde en yaygın şekilde kullanılan pastörizasyon yöntemidir. Amerika’da süt işleme düzenleme esaslarına göre hazırlanan Pastörize Süt Yönetmeliği’ne (PSY) göre;   1. sınıf pastörizasyon için; HTST (High Temperature Short Time = Yüksek Sıcaklık Kısa Süre) pastörizasyon uygulamalarında 72 ºC’de 15 saniye pastörizasyon yöntemi uygulanmaktadır. Aynı pastörizasyon yöntemi Avrupa’da olduğu gibi Avustralya’da da aynen uygulanan benzer bir kombinasyon 71.7 ºC’de 15 saniye olarak benimsenmiştir. Bu işlem uygulanırken, süt pastörizasyon öncesi ya da sonrası kontamine olabilmektedir.

Proses öncesi inekten kaynaklanan yarışmacı bakteriler, enfekte sığırlardan kaynaklanan bakteriler, çiftlik koşullarından kaynaklanan bakteriler süte bulaşabilmektedirler. Pastörize sütün sonradan kontaminasyonu ise işleme, paketleme, depolama ve ürün dağıtımı sırasında meydana gelmektedir. Örneğin; süt doldurma başlıklarının patojen ve bozucu bakterilerle kontaminasyonu, pastörize sütün kontaminasyonuna yol açabilmektedir. PSY düzenlemeleri pastörize sütün raf ömrü boyunca 1. sınıf pastörize sütün standart plate count (toplam bakteri) sayısını <10 kob/mL olarak belirtmektedir.

Tüketiciler, mikroorganizmaların sütte gelişerek süt bileşenlerini istenmeyen bileşenlere parçaladığında bozulmuş olarak kabul etmektedir. Duyusal özellikte meydana gelen bu sorunlar ürünlerin tüketici kabul edilebilirliğini de azaltmaktadır. Bu yüzden ürünlerin raf ömrünü uzatabilmek için süt endüstrisi çalışanları pastörize sütün bakteriyel kontaminasyonunu azaltmak için çalışmak zorundadır.

Amerika Birleşik Devletlerinde farklı eyaletlerde Süt Kalitesi Geliştirme Programı çerçevesinde süt ürünlerinin kalite ve güvenliğini arttıracak çalışmalar yürütülmektedir. Bu amaçla günümüzde yapılan çalışmalar çiğ ve pastörize sütlerin mikrobiyal ekolojisi, raf ömrü boyunca süt kalitesini belirlemeye yönelik olarak kullanılan mikrobiyolojik testlerin değerlendirilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Aşağıda da pastörize sütlerin kalitelerinin yükseltilmesine yönelik alınması gerekli önlemler ilgili ayrıntılara değinilmiştir.

PASTÖRİZASYONUN SÜTÜN MİKROBİYAL EKOLOJİSİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Sütte genellikle 2 sınıf bozucu organizma bulunmaktadır. Bunlar Gram(+) ve Gram(-) organizmalardır. Psikrofilik Gr(-) bakteriler örneğin Pseudomonas ssp. ısıya dayanıklı değillerdir ve bu yüzden pastörize sütlere kontamine alet ve ekipmandan pastörizasyon sonrasında bulaşabilmektedirler. Psikrofil mikroorganizmalar 0-7 ºC’deki buzdolabı koşullarında gelişebilir ve bu yüzden de depolama sırasında yüksek sayılara ulaşabilirler.

Değişik kaynaklar, süte karışan Pseudomonas‘ların sütte hızla çoğalıp, çeşitli fermantasyonlara, parçalanmalara neden olduğunu ve bu faaliyetler sonucunda sütün renginde kokusunda, yapı ve kıvamında birçok değişiklikler olduğunu göstermektedir. Sütte Pseudomonas‘lar sütün tazeliğini bozduğu gibi bazen de çeşitli enfeksiyonlara neden olmaktadır. Özellikle fırsatçı patojen olarak bilinen Pseudomonas aeruginosa sütün çok fazla tüketildiği 0-3 yaş grubu çocuklarda süt kaplarının temizliğine dikkat edilmediğinde bulaşarak hastalıklara ve salgınlara yol açmaktadır.

Çoğu Pseudomonas türleri ayrıca proteaz, lipaz ve lesitinaz gibi ekstrasellüler enzim sentezleyebilirler ve bu enzimler protein, yağ ve yağ globül membranlarına etki ederek acılaşma, ransitleşme ya da pıhtılaşmaya yol açabilirler. Bakteriyel açıdan pastörizasyon sonrası kontaminasyonların engellenmesine yönelik stratejik planlar ürünün raf ömrünün artmasını sağlamaktadır.

Gr(+) bakteriler pastörizasyon öncesi ve sonrası süte bulaşarak sütü bozabilmektedirler. Bacillus ve Paenibacillus türleri gibi mikroorganizmaların bazıları pastörizasyon normlarında canlı kalabilen ısıya dayanıklı sporlar oluşturabilmektedirler. Firmicutes sınıfının üyeleri olan bu bakterilerin sporları çoğunlukla hareketsiz olup UV kırmızı, besin maddesi azlığı, yüksek ve düşük sıcaklıklar gibi koşullara dayanıklıdır.

Bacillus ve Paenibacillus genuslarına ait üye Gr(+) spor oluşturan mikroorganizmaların varlığı HTST içme sütlerinin raf ömrünün uzatılmasında bir biyolojik bariyer teşkil etmektedir. Bu bakterilerin izlenmesine yönelik çalışmalar, çiğ sütten paketlenmiş ürüne kadar tüm tedarik zincirinde bu bakterilerin bulaşma ve teşhislerinin çok büyük önem taşıdığını göstermiştir. Anılan bakterilerin bulaşma kaynaklarının doğasına yönelik olarak DNA parmak izleri de ortaya konmuştur. Proses analizleri bu spesifik bakteri türlerinin tedarik zinciri boyunca bulaşabileceğini göstermiştir. Örneğin Paenibacillus ssp. ve Bacillus ssp. lerin aynı alt türleri hem çiğ hem de pastörize sütlerde tespit edilmiş, bu organizmaların pastörize sütlerin raf ömrünü azaltmada en önemli organizma grubu oldukları vurgulanmıştır.

Birçok türü bulunan Bacillus ‘lar toprak, su ve çeşitli gıdalarda bulunurlar. Bacillus anthracis insan ve hayvanlarda şarbon hastalığına neden olur. B. thuringiensis, B. larvaeB. lentimaorbus, B. popilliae ve B. sphaericus ‘un bazı türleri böcek patojenidir ve B. thuringiensis biyoinsektisit olarak kullanılmaktadır. B. cereus ‘un bazı suşları insanlarda gıda zehirlenmesine neden olur. B. coagulans ve B. stearothermophilus 4,2 gibi oldukça düşük pH değerlerinde gelişebilirler ve özellikle konserve gıdalarda bozulmalara neden olurlar. B. stearothermophilus sporları, bakteri sporları arasında ısıya en dirençli sporlardır.

Pastörize sütte yüksek oranda B. cereus çok sık bir şekilde sağım sırasında ya da pastörizasyon sonrası kontamine olmaktadır. Çiğ sütteki spor oranının artışının bir başka nedeni de meme ucunun topraktan kontaminasyonudur.

Bacillus cereus’un pastörize sütte bulunması süt endüstrisi için, mikroorganizmanın diğer süt hatalarıyla beraber tat kayıpları, tatlı pıhtılaşma ve krema bozulmalarına hatta gıda zehirlenmelerine neden olmasından ötürü oldukça önemlidir. Bilindiği gibi psikrotrofik özellikleri buzdolabı sıcaklığında pastörize sütte gelişmelerini ve toksin üretmelerini olanaklı kılmaktadır.

Sütteki psikrotrofik bakterinin ekstraselüler enzimlerinin termostabiliteleri kısa raf ömürlü ürünler (örneğin pastörize süt ve krema) için daha az önem taşımaktadır. Bu nedenle ısıl uygulama ile tüketim arasındaki periyot, ürünler soğukta muhafaza edilmek kaydı ile genellikle 4 veya 5 gündür. Fakat bakteriyel kökenli ısıya dirençli enzimler açısından uzun raf ömürlü ürünler kısa raf ömürlüler kadar güvenli değildirler.

Bacillus cinsi, spor formlu bakteriler pastörizasyon sonrası yaşamını sürdürme yeteneğine sahip en önemli mikroorganizma sınıfıdır. Çiğ sütte Bacillus cinsinin üstünlüğüne göre Haziran–Ekim periyodunda spor oluşturan bakteri sayısında mevsimsel değişiklikler olmaktadır. Ama psikrotrof basiller en yüksek sayıya Nisan ve Eylül ayları arasında ulaşmaktadır. Bacillus cereus, soğutulmuş ürünlerde hızlı bir şekilde vejetatif hale geçebilme yeteneğindedir.

Gr(-) bakteriler ile pastörizasyon sonrası kontaminasyonlar engellendiğinde, ekolojik yapı sütlerin özellikle soğukta depolama sırasında Gr(+) bozucu organizma bulaştığını göstermektedir. 14 günlük raf ömrü süresince Bacillus ssp.’leri genellikle en yaygın şekilde izole edilen Gr(+) bakteriler olmaktadır. Paenibacillus ssp.’leri ise bu periyottan sonra baskın hale gelmektedir. Bu ekolojik eğilim genelde Paenibacillus ssp.’lerinin Bacillus ssp.’lerine göre daha soğuk koşullara toleranslı olduğunu göstermektedir.

Örneğin bir çalışmada Gr(+) spor oluşturan izolatlar 21 gün civarı soğukta depolanan sütlerden izole edilmiştir. İzole edilen suşların % 9’unu Bacillus ssp., %9’unu ise Paenibaciluus ssp.’leri oluşturmuştur. 21 gün soğukta depolama sonrası ise ekolojik yapıda izolatlardan %5’inin Bacillus ssp., %95’inin ise Paenibacillus ssp.’lerinin bulunduğu belirlenmiştir. Pastörize süt fabrikalarında yapılan durum değerlendirmesi çalışmalarında da benzer sonuçlarla karşılaşılmıştır.

Son yıllarda bozulmalara yol açan soğuğa toleranslı spor oluşturan bakterilerin özellikleri de incelenmeye başlanmıştır. Çalışmalarda Paenibacillus ssp.’leri 6ºC’de yağsız süt ortamında gelişmesine karşın, Bacillus ssp.’lerinin çoğunluğu gelişememektedir. Ayrıca süt orjinli Paenibacillus ssp.’lerinin β-galaktosidaz aktiviteleri incelenmiş laktozun 32ºC’de enzimatik olarak parçalanabildiği görülmüştür. Bacillus ssp.’lerinde bu özellik saptanmamıştır. Bu veriler pastörize sütlerin raf ömürlerinin sonunda Paenibacillus türlerinin dominant olduğu görüşünü desteklemektedir. Çalışmada elde edilen sonuçlar içme sütlerinde risk oluşturan bakteri ve cinslerinin pastörizasyon sonrası kontaminasyonları kontrol ve elemine edilebildiği zaman Paenibacillus’ların içme sütlerinin raf ömrünü sınırlayan temel bozucu mikroorganizmalar olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle Paenibacillus’ların ekolojisi ve genetik karakteristiklerinin ortaya konması pastörize sütlerin raf ömürlerinin uzatılmasında önemli bir yol kat edilmesini sağlayacaktır.

Pastörize özellikle de uzatılmış raf ömrüne sahip pastörize sütlerde işlem sonrası kontaminasyon önemli bir sorundur. Özellikle Acetinobacter, Chrysobacterium, Psychrobacter, Sphingomanus cinsi Gr(-) bakteriler süte bulaşarak önemli sorunlara yol açarlar.

 Öte yandan L. monocytogenes’in süt için uygulanan pastörizasyon işlemine dayanma yeteneğiyle ilgili çelişkili bilgiler mevcuttur. Donnelly ve ark. (1988)’nın sütlerle ilgili yaptıkları bir çalışmada 61,7°C’de 35 dakikalık pastörizasyon sonunda organizmanın 5×103 kob/mL düzeyinde canlı kalabildiği görülmüştür. Bu nedenle peynir yapılacak çiğ süte uygulanacak pastörizasyon işleminde sıcaklığın 72°C’nin altına düşürülmemesi önerilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 71,7°C’de 15 saniye süre ile yapılan pastörizasyonun, çiğ sütlerdeki L. monocytogenes düzeyinin insan sağlığı açısından risk oluşturmayacak bir düzeye indirdiğini bildirmesine rağmen çok nadir olarak bu bakterinin canlı kalabildiği belirlenmiştir.

ABD’de çoğu pastörize süt üreticisi, HTST üzerindeki sıcaklıkları minimize etmek için çalışmaktadır. Üreticilerle yapılan değerlendirmeler sonucu, üreticilerin daha yüksek sıcaklık uygulamalarının daha yüksek gıda güvenliği ve daha uzun raf ömrü sağlayabileceğine inandıklarını göstermektedir. Belki ilk yapılan çalışmalarda elde edilen bulgular böyle olmasına karşın günümüzdeki araştırmalar yüksek HTST pastörizasyon sıcaklıklarının yüksek bakteri sayımlarına ve soğukta depolama sırasında HTST sütlerin raf ömrünün azalmasına yol açtığını göstermiştir.

Deneysel çalışmalarda 4 farklı HTST sıcaklık uygulamasının raf ömrü boyunca pastörize sütün mikrobiyal kalitesi üzerine etkisi test edilmiştir. Genelde süt pastörizasyonunda yüksek sıcaklık uygulamalarında daha yüksek bakteriyel sayılarla karşılaşılmıştır. %2 yağlı süt 72,9, 77,2, 79,9 ve 85,2ºC’de 25 saniye süre ile pastörize edilmiştir. Sütler buzdolabı koşullarında saklanmış ve 1, 7, 14 ve 21. günlerde toplam aerobik bakteri sayısı açısından incelenmiştir. Hepsinde 4 gün süresince ortalama bakteri sayısı 72,9ºC’de ısıtılan sütte 85,2ºC’de ısıtılana göre önemli ölçüde düşük çıkmıştır. Pastörize sütlerden elde edilen izolatları karakterize etmek için yapılan çalışmada ise farklı ısıtma sıcaklıklarının Paenibacillus ve Bacillus ssp.’lerini farklı düzeylerde etkilediğini ortaya konmuştur. Mikrobiyal verilerin istatistiksel analizleri değişik ısıtma sıcaklıklarının bu genuslara ait mikroorganizmalara etkisinin farklı olmadığını göstermiştir.

Yüksek HTST sıcaklıklarının ticari uygulamalarda sütün raf ömrünü azalttığını ifade eden testlerde New York’ta bir süt üreticisinde durum saptaması yapılmıştır. Üretici uyguladığı pastörizasyon sıcaklığının 15 ay 76,1ºC sonra da 15 ay 79,4ºC’de sınırlandırmıştır. 6ºC’de depolanan pastörize sütlerde 21 günden daha fazla bir süre raf ömrü çalışmaları yapılmıştır. Yapılan çalışmada elde edilen bulgular daha öncekileri doğrulamıştır. Vaka çalışmasında toplam bakteri sayım tekniği ile belirlenen ortalama bakteri sayısı yüksek derecede ısıtılan sütlerde düşük derecede ısıtılan sütlere göre tüm günlerde önemli ölçüde yüksek bulunmuştur.

Bu çalışmalar yüksek pastörizasyon sıcaklıklarının HTST yöntemi ile işlenen içme sütlerinde raf ömürlerinde önemli ölçülerde azalmaya yol açtığına dair bulguları desteklemektedir. Bu etki genelde 2 hipotez ile açıklanabilmektedir. Bunlardan birincisi; yüksek HTST sıcaklıklarında yani 80ºC civarı en uygun çimlenme sıcaklıklarının sporların yüksek düzeyde çimlenmesine yol açmakta ve yüksek derecede pastörize edilen içme sütlerinde sporlar gelişmeye devam etmektedirler. Diğer olasılık ise; <80ºC’de ısıya dayanımı azalan ve sütte doğal olarak bulunan bakteriyostatik enzim olan laktoperoksidaz daha büyük oranda inaktive olmasıyla ilintili bulunmaktadır. Bu mekanizmanın irdelenmesine yönelik yapılan çalışmalar HTST pastörize sütlerde bozucu mikroorganizmaların gelişmesinin sınırlandırılması olanakları ile ilişkili bulunmaktadır.

Süt endüstrisinde çiğ süt kalitesini belirlemek için çok sayıda mikrobiyolojik test kullanılmaktadır. Bu testler toplam bakteri sayımı, psikrofik bakteri sayımı, koliform grubu bakteri sayımı, laboratuvar koşullarında pastörizasyon kontrolü, direkt mikroskobik sayım ve öncü inkübasyon sayımı gibi pastörize süt üretilince kalite özelliklerini ortaya koymak ve çiğ sütün potansiyel negatif etkilerini belirlemek amacıyla yaygın şekilde kullanılır hale gelmiştir. Bu testte süt 55ºC’de standart bakteri sayımı öncesi 18 saat bekletilmekte, inokülasyon yapıldıktan sonra 32ºC’de 48 saat inkübe edilmektedir. Bu testin temel stratejik amacı sağlıklı sığırlarda bakteriler süt üretimi sırasındaki kötü hijyenik konum ve taşıma yöntemlerini temsil etmektedir.

Çiğ sütte uygulanan mikrobiyolojik testlerin sütün raf ömrünü ortaya koymasını tam olarak tespit edebilmek için çiğ ve HTST yöntemiyle işlenmiş sütlerde bu testler uygulanmaktadır. Çalışmalarda bakteriyel yükü belirlemek amacıyla 1. sınıf sütler kullanılmaktadır. Örneğin yapılan çalışmalarda çiğ süt örneklerinin %76’sının ≤10.000’den az toplam bakteri içerdiği kaliteli 1. sınıf sütlerin göstergesi olduğu ifade edilmektedir. Yüksek kaliteli çiğ sütün pastörizasyon sonrası raf ömrünü belirleyebilmek için mikrobiyolojik testler kaliteli çiğ sütün kullanılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yukarıda konu edilen 6 mikrobiyolojik test yanında, pıhtılaşma testi, Staphylococcus ssp., Streptococcus ssp. Gr(-) bakteri sayılarını ortaya koyacak seçici ortamlarda gerçekleştirilen 4 farklı mikrobiyolojik yöntem daha kullanılmaktadır. Eğitilmiş panelistler tarafından duyusal değerlendirme pastörize sütlerin mikrobiyolojik analizleri buzdolabı koşullarında 17. günün üzerinde bir süre ile gerçekleştirilmektedir. Yapılan istatistiksel çalışmalarda bireysel/tek tek çiğ sütlerde gerçekleştirilen mikrobiyolojik testler ile raf ömrü boyunca pastörize sütlerin duyusal kabul edilebilirlikleri üzerinde korelasyon düzeyinin düşük olduğu belirtilmektedir. Pastörizasyon sonrası kontaminasyonun göstergesi olan Pseudomonas ssp.’lerini belirlenmesi (PBC [Pure Benzalkonium Chloride] ve CVT [Cristal Viyole Tetrazolium] agar) yapılması önerilen testler arasında yer almaktadır.

Ancak gerçekleştirilen çalışmalar çiğ sütün mikrobiyolojik test sonuçları ile aynı sütten üretilen pastörize sütün mikrobiyolojik özellikleri arasındaki ilişkinin zayıf olduğunu ya da tam olarak ortaya koyamadığını göstermiştir. Sonuç olarak denilebilir ki, yüksek kaliteli 1. sınıf çiğ sütler üzerinde gerçekleştirilen testler pastörize süt kalitesini tam olarak ortaya koyamamaktadır.

SONUÇ

Sonuç olarak çiğ ve HTST ile üretilen içme sütlerinin bakteriyel ekolojisi değerlendirildiğinde sütlerin proses boyunca kontaminasyon riski bulunmaktadır. Bu nedenle günümüze kadar büyük gelişmeler kaydedilmesine karşın, halen pastörize sütlerde bozucu mikroorganizmaların kontrol ve eleminasyonu için etkili yöntemler geliştirilmesi gerektiği, bu gerekliliğin ürünlerin raf ömrünü önemli ölçülerde arttıracağı ayrıca besin madde kayıplarını da en aza indirgenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

KAYNAKLAR

Anonymous, 2006, Australian New Zeland Food Authority, Food Standards Code, Primary Production and Processing Standard for Dairy Products, Standard 4.2.4, Division 4.15.

Anonymous, 2011, Food and Drug Administration, Grade “A” Pasteurized Milk Ordinance (PMO), U.S. Department of Health and Human Services, Publich Health Service.

Anonymous, 2011, http://eceuropaeu/food/fs/sfp/mr/mr03_enpdf.

Carey, N.R., Murphy, S.C., Zadoks, R.N. and Boor, K.J., 2005, Shelf lives of pasteurized fluid milk products in New York State: A ten-year study, Food Protection Trends, 102-103.

Doğan, B. and Boor, K.J., 2003, Genetic diversity and spoilage potentials among Pseudomonas spp. isolated from fluid milk products and dairy processing plants, Applied and Environmental Microbiology, 69, 130-138.

Donnelly, C.W., Bunning, V.K., Peeler, J.T., Briggs, EH., Bradshaw, J.G., Crawford, R.G., Beliveau, C.M. and Tierney, J.T., 1988, Thermal inactivation of Listeria monocytogenes within bovine milk phagocytes, Applied and Environmental Microbiology, 54(2), 364-370.

Durlu Özkaya, F. ve Cömert, M., 2008, Gıda zehirlenmelerinde etken faktörler, Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi, 65(3), 149-158.

Enright, J.B., Sadler, W.W. and Thomas, C., 1957, Thermal inactivation of Coxiella burnetti and its relation to pasteurization of milk, Public Health Monograph, 47, 1.

Fromm, H.I. and Boor, K. J., 2004, Characterization of pasteurized fluid milk shelf-life attributes, Journal of Food Science, 69, 207-214.

Huck, J.R., Hammond, B.H., Murphy, S.C., Woodcock, N.H. and Boor, K.J., 2007, Tracking spore-forming bacterial contaminants in fluid milk processing systems, Journal of Dairy Science, 90, 4872-4883.

Ivy, R.A., Ranieri, M.L., Martin, N.H., Bakker, H.C., Xavier, B.M., Wiedmann, M. And Boor, K.J., 2012, Identification and characterization of psychrotolerant sporeformers associated with fluid milk production and processing, Applied and Environmental Microbiology, 78(6), 1853-1864.

Kalkan, S. ve Halkman, K., 2006, Bacillus cereus ve içme sütünde oluşturduğu sorunlar,  Orlab On-Line Mikrobiyoloji Dergisi, 4(1),1-11.

Martin, N.H., Ranieri, M.L., Murphy, S.C., Ralyea, R.D., Wiedmann, M. and Boor, K.J., 2010, Results from raw milk microbiological tests do not predict the shelf-life performance of commercially pasteurized fluid milk, Journal of Dairy Science, 94, 1211-1222.

Martin, N.H., Ranieri, M.L., Wiedmann, M. and Boor, K.J., 2011, Reduction of pasteurization temperature leads to lower bacterial outgrowth in pasteurized fluid milk during refrigerated storage: A case study, Journal of Dairy Science, 95, 471- 475.

Morn, L., Row, M.T. and Hagan, J.A., 1990, The effect of various heat activation treatments on fast, intermediate and slow germinating spores of Bacillus spp., Letters in Applied Microbiology, 10, 43-46.

Ranieri, M.L. and Boor, K.J., 2009, Short communication: Bacterial ecology of high temperature, short-time pasteurized milk processed in the United States, Journal of Dairy Science, 92, 4833-4840.

Ranieri, M.L.,Huck, J.R., Sonnen, M., Barbano, D.M. and Boor, K.J., 2009, High temperature, short time pasteurisation temperatures inversely affect bacterial numbers during refrigerated storage of pasteurised fluid milk, Journal of Dairy Science, 92, 4823-4832.

Steele, J.H., 1954, milk sanitation, communicable disease, and public health, Publich Health Reports, 69, 1065.

Şen, A. ve Halkman, A.K., 2006,  Çiğ sütte Pseudomonas aeruginosa sayılması için yöntem modifikasyonları üzerine çalışmalar,  Orlab On-Line Mikrobiyoloji Dergisi, 4(2), 2-13.

Ünal, R.N. ve Besler, T., 2008, Beslenmede sütün önemi, Klasmat Matbaacılık, Şubat-2008, Sağlık Bakanlığı Yayın No: 727, Ankara.

Yavuz, M. ve Korukluoğlu, M., 2010, Listeria monocytogenes’in gıdalardaki önemi ve insan sağlığı üzerine etkileri, U.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 24(1), 1-10.

>> Süt Dünyası

2006 yılından beri yayınını sürdüren tarafsız ve bağımsız medya kuruluşudur. Süt Dünyası Dergisi kurulduğu günden bu yana ilkelerinden taviz vermeden yayıncılık faaliyetine devam ediyor. Süt Dünyası Dergisi Haber Merkezi tarafından hazırlanan her türlü içerik "Süt Dünyası" imzası ile yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir